SADECE DOKUNMAK

Sadece Dokunmak

Bazı seminerlerime başlarken katılımcılardan, burada oldukları için kendilerine teşekkür etmelerini isterim. Yalnız öyle kuru teşekkür değil, hem sesli olacak hem de elleriyle kendilerini severek yapacaklar bunu. Şöyle iki kollarıyla kendilerine sarılıp omuzlarını okşayarak.

Garipseyen muzip ve belki biraz mahcup bir gülümseme oluşmuş olabilir şu an yüzünüzde. Onlara da öyle oluyor.

Önce bir duraksıyoruz. Sonra, tabiri caizse bıyık altı gülümsemeler geliyor. Cesaret de toplamak lazım tabi. Koca salonda tek tük yapanlar. Hadi herkes dedikçe sayıların, bu seramoniye katılanların artması. Hani ne istediğimi bilmeyen biri, iyi bir gözlemle, çok müstehcen bir şey istediğimi sanabilir. Hele ki yaş ortalaması yetişkin profilse ben bile bazen kendimden şüphe ediyorum.

Ay çok mu fena bir şey istedim acaba?

İlk söyleyişimde tüm salonun yaptığı henüz olmadı. Altı üstü iki kolumuzla kendimize sarılıp kollarımızı, omuzlarımızı seveceğiz.

Oysaki bu “dokunmak” konusuyla ilgili çok önemli bulgular var.

Mesela, yeni doğmuş bir bebeğe 3 ay kimse dokunmazsa, yaşamsal ihtiyaçları bir şekilde sağlansa bile bebek ölüyor.

Utandığınız, direnç gösterdiğiniz, farkında olmadığınız ya da es geçtiğiniz şey yaşamsal bir şey yani.

Bir bilgi daha: günde bir kere biri bize dokunduğunda bilinçaltına giden mesaj “ben varım” kaydı oluşturuyor. Buna tokalaşmak da dahil. Günde dört kere biri bize dokunduğunda ise bilinçaltına giden mesaj “ben değerliyim” kaydını yaratıyor.

Önemli bir konu bu!

O kadar çok öğrenilmiş yanlışlıklarımız var ki dokunmakla ilgili. Bu yüzden kendimize bile dokunmuyoruz ya da dokunamıyoruz. En yakınımız olan kendimize dokunmayınca tabi başkalarına da dokunmuyoruz. Sonra onlar da bize dokunmuyor ve en zayıf halka bu yüzden zincirin ilk halkası oluyor.

Dokunmayınca beslenemeyen -var-lık boyutu, sevgi üretimini de zayıflatıyor. Önce kendimizi sonra diğerlerini doğal akışta sevemiyoruz. Bir şeyler gerekiyor sevmek için, sebeplere ihtiyaç duyuyoruz.

Kendini sevmek için; başarmak, onaylanmak, elde etmek, kazanmak, haklı olmak gibi kavramlara ihtiyaç duyuyorsun. Başkalarını sevmek için; beklentilerinin karşılanması listenin en başında. İstediğin gibi değilse sevmiyorsun. Oysa ki istediğin gibi olana hissettiğin şey “sevgi” değil, düpedüz “çıkar” ilişkisi yaratıyor.

Küçük gruplarla yaptığımız Koçluk eğitimlerimizde öyle muhteşem deneyimler yaşıyoruz ki birbirimize sımsıkı sarılmadan rahatlayamıyoruz.

Sarılmak rahatlatır. Sarıldığımızda, kalp ritimlerimizin oluşturduğu frekans birbirine temas ettiğinden bu böyle olur. Yaradılışın özünde olan sevgi akışı da tıkanmamış olur böylece. Önce kendini seversin, sonra diğerlerini, sonra canlı cansız her şeyi…

Sonra ne olur biliyor musun? Kolay kolay hastalanmazsın mesela. Yaşlanman da çok yavaşlar. Eski fotoğraflarına baktığında iç çekmez, mutlu olursun oradaki halinden daha güzel olduğun için.

Dokunmakla başladık yazıya, biraz daha devam edersek ölümsüzlüğün formülünü keşfedeceğiz sanırım.

Şaka bir yana, nereye kadar gider bu konu bilmiyorum ama bence siz bugünden itibaren kendinizi dokunarak sevmeye başlayın. Aynadakine “seni seviyorum” diyin mesela her sabah bu dokunuşla. Hem tuhaf da olsa bunu sizden başka kimse bilmeyecek. Ayrıca denemekle de hiçbir şey kaybetmeyeceğiniz bir egzersiz bu. Birkaç ay sonra bugünkü fotoğraflarınıza bakın ve karşılaştırın. Sonra isterseniz beni arayabilirsiniz.

Bütün çalışmalar ve kullandığımız koçluk teknikleri bir yana, yıllardır sadece bu yolla hangi sorunların, nasıl durumlara dönüştüğünü, beni aradığınızda size anlatabilirim.

Son olarak şunu düşünün: dünyadaki herkesin bunu yaptığını varsayın. Bunu hayal edin. Bakın bakalım bu hayalin küçük de olsa bir yerinde şiddet var mı? Olabiliyor mu?

Tekrar hatırlatmak istiyorum, konumuz sadece “dokunmak” idi!

Herkese bol sarılmalı günler dilerim.

Eklenme : 14.02.2019 01:34:19
Paylaş :
© 2014 RANAKAPLAN Koçluk Merkezi