BİR VARMIŞ HEP VARMIŞ

Bir Varmış Hep Varmış

Temas ettiğimiz herkesle aramızda bir bağ oluşur. Bu bağ sandığımız gibi paylaşımlar arttıkça değil, ortak değerleri fark ettikçe güçlenir. Değer dediğimiz şey tam olarak “neden”lerimizdir. Aynı davranışlar değil, aynı nedenler bizi birleştirir.

Örneğin, açık arttırmayla satışa sunulan kıymetli bir tabloyu almak isteyen üç kişi düşünün. Ortak davranış “tabloyu satın almak” iken, birinci kişi yatırım amaçlı olarak, ikincisi evine estetik katacak olması sebebiyle, üçüncüsü tabloya ödeyeceği paranın hayır kurumuna kalacak olması nedeniyle bu davranışı gösteriyor olabilir. Davranış aynı ancak nedenler farklıdır. Bu durumda herkes tabloyu almak ister ve bu birleştirici değildir.

Nedenler bu yüzden önemlidir. Bu yüzden birbirlerinin davranışlarına değil, nedenlerine bakan insanlar anlaşabilir. Bu yüzden karşısındakinin nedenini gören insan kırılmaz, incinmez, yargılamaz. Bu yüzden nedeni bilinen her şey dönüşebilir, şifalanabilir, geliştirilebilir.

Bir kişiyle nedenlerinizin benzer mi, farklı mı olduğunu anlamanızın kolay bir yolu da var. Sadece yanınızdayken, yani sizin için hiç bir şey yapmıyorken kendinizi nasıl hissettiğinize bakın. Yanınızda ya da yaşamınızda sadece ama sadece var olması size iyi hissettiriyorsa o zaman yaşamsal nedenlerin ortak olma ihtimali çok yüksek. Aksi halde istekler, beklentiler bitmez, memnuniyet de bir türlü gelmek bilmez. Yani sadece varlığı size yetmez.

Yaşamınızda sadece var olmanızı isteyen insanlar ne kadar çoksa o kadar şanslısınız demektir.

Geçtiğimiz günlerde var olmakla ilgili çok özel bir deneyim yaşadım. Bir normal doğum sürecine ve anına tanık oldum. Yok yok doğum koçluğu yapmadım ama ne yalan söyleyeyim bundan sonra yapacağım gibi gözüküyor. Şimdilik en azından doğuma çağrılmamın sebebi bu değildi. Sadece orada var olmam istenmişti. Çünkü nedenlerimizin bolca ortak olduğu bir canım, bu çok özel ilk doğum deneyiminde sadece yanında olmamı istemişti.

Önce biraz size kendisinden bahsetmek istiyorum: Adı Sevgi. Onunla yaklaşık 3 yıl önce tanıştık. Koçluk eğitimine katılmak için gelmişti. O sıralar çalışmıyordu. Tam 8 yıldır iş arıyor olmasına rağmen bu hedefi bir türlü gerçekleşememişti. Bu eğitime ödeyeceği ücret için yeterli geliri yoktu. Bununla birlikte “gelişim” değeri öylesine yüksekti ki bir şekilde eğitime katılmayı göze aldı. Tabi burada güzel eşi Alper’in de fedakarlıklarını es geçmemek lazım.

Sonra neler oldu biliyor musunuz? Sevgi 2 ay sonra, eğitimin ilk modülünü tamamladığında iş buldu. Hem de mezuniyeti olan Sosyoloji alanında ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında. Sözleşmeli olarak Aile Danışmanlığı görev tanımıyla başladı yeni işine. Bir süre sonra eğitiminin ikinci kısmına devam etti ve bu süreç sonrasında da çok istediği kadroya geçti. Aldığı eğitimlerle dokunduğu birçok aileyi dağılmaktan kurtarmaya başladı. Hep yazdı bana, her başarısını hep paylaştı. Çok mutluydu çünkü işi onun en yüksek değeri olan aile değerine hizmet ediyordu (Sevgi 1999 depreminde annesinin dışındaki tüm ailesini kaybetmişti).

Yaklaşık 2 yıl sonra yaptığının daha da iyisini yapabilmek adına NLP eğitimlerine katılmak için yeniden geldi. Uzun süredir çocuk sahibi olmak isteyen Sevgi, bu eğitimle birlikte hamile kaldı. Hep birlikte havalara uçtuk. Geliştikçe şifalandırıyor, şifalandırdıkça hayatının her alanı adım adım şifalanıyordu. Depremde enkazdan çıkmış ve kapalı alan fobisi olan biri olarak grup gezilerimizde uçsuz bucaksız mağaralara girebiliyordu artık mesela. Her çabası kalbinin aydınlığında karşılığını buluyordu.

Hep öyle değil midir? İçerisi aydınlıksa ve pozitif çaba ve fedakarlık varsa mümkün müdür sonuç almamak?

Şimdi başarılı bir aile danışmanı ve çiçeği burnunda bir anne Sevgi. Benim de unutulmaz şahitliğimin mucidi.

23 Haziran sabahı saat beşe doğru doğumun başladığı haberi geldi. O saatte hastaneye doğru giderken içimde kocaman kahkahalar vardı. Çok heyecanlı bir o kadar da mutlu ve pozitiftim. Evrenin ilahi yaratım sürecindeki bir doğum anına şahit olacaktım ve görevim sadece orada var olmaktı. İçim içime sığmıyordu. Hastaneye gittiğimde içimdeki bu enerji dışıma şelale gibi öylesine taşıyordu ki doğumhane kapısında bekleyen eşinin ve annesinin gergin yüzleri beni görünce bir anda yumuşadı. Birkaç saniye içinde yüzlerindeki kaygının yerini pozitif heyecan almıştı bile.

Vakit kaybetmeden doğumhaneye girdim. Sevgi korkuyordu. Başaramayacağını, doğum anının olamayacağını düşünüyordu. Küçük imajinasyon çalışmaları yaptık. O korkulan son anın kolaylıkla olabildiğini resmettik zihnimizde. İkimiz de biliyorduk; korku zihnimizde yaratılıyordu ve bu yaratımı bilinçli olarak pozitif resimler oluşturarak dönüştürebilirdik. Olumsuz cümleleri hemen olumluya dönüştürüyor, tekrarlıyorduk. Bu çok rahatlatıyordu. Her ıkınmada doktorun verdiği açılma yüzdelerini zihnimizle biraz daha ileriye taşıyarak gerçek kılıyorduk. Bir ara doktorun “inanılmaz hızlı gidiyor, bu çok nadir olur” dediğini hatırlıyorum. Afferim Sevgi!

Son ana geldiğimizde odadaki enerjinin ne kadar güzel olduğunu hissettik; doktor ve ebenin görev bilincinden açığa çıkan muhteşem enerjilerini hissettik; bizimle olan rehber varlıkların enerjilerini hissettik. Gözümüzden süzülen şükür ve teşekkür yaşlarıyla, inançla son bir ANNE hamlesi ve HOŞGELDİN ONUR!

Aman Allah’ım, bu ne güzel bir bebek. O ağlıyor, ben karşısında kıkır kıkır gülüyorum, Sevgi yattığı yerden “hocam parmaklarını saydınız mı, tam mı?” derdinde. E dünya bir şölen alanı, herkes kendi dansında bebek. Hoşgeldin sen, HOŞGELDİN!

Hayatın boyunca hiçbir gerekçeye ihtiyaç duymadan var olduğun her anı kutla bebek. Var olmak hissi başlı başına mutluluk sebebin olsun. Bu seni kendine hep yakın tutacaktır.

Seni seviyorum bebek. Bu yazım da sana doğum hediyem olsun…

Eklenme : 14.02.2019 01:38:16
Paylaş :
© 2014 RANAKAPLAN Koçluk Merkezi