FAYDASIZ BİR YAZI

Faydasız Bir Yazı

Bu yazımın bir şeyleri değiştirme ya da fayda sağlama ihtimalini zayıf görüyorum. Çünkü bahsetmek istediğim şey konusunda yıllardır tüm mesleki deneyimlerimizde büyük bir direnç ve yüksek bir kabulsüzlük gözlemliyorum.

Konu, 2000’li yıllarda doğan ve sosyologlar tarafından Z kuşağı olarak isimlendirilen çocukların yoğun tablet ve bilgisayar kullanımı. Tabi oyun amaçlı olarak. Direnç ve kabulsüzlük de anne babalar tarafında yoğunlaşıyor.

Burada birçok makaleden alıntı yapabilir, araştırma ve tespitler paylaşabilir, ulusal ya da uluslar arası akademik çalışmalardan bahsedebilirdim. Bununla birlikte bu durumun aşılabilmesi için birçok değerli çalışmada net bir çözüm yönergesine rastlayamıyoruz.

Saptamalar, bulgular, durumu ortaya koyan bir çok şey harika. Bunu işin uzmanlarına bırakıyorum tabi ki. Ancak bir iletişim uzmanı olarak “nasıl çözülebilir” konusu da bizim alanımız. Çünkü bu konuda okuyan, araştıran, kafa yoran aileler, bu entelektüel bilgilerle iyice panik oluyorlar.

Bilgi çağını geride bırakıp, bilgelik çağına doğru yol alıyorken, sadece bilgi artık işimize yaramıyor. Hatta entelektüel olmak gelişim için engele dönüşüyor. Bilgi peşinde koşan, bilgiye tutunan insan, kendi ilerlemesini yavaşlatıyor.

Bilginin değil, Nasılların çağındayız. Çağ diyor ki bize; ne bildiğin umurumda değil, sen o bilginin neresindesin? Bilgiyle ne yapıyorsun? İşine yarar hale getirebiliyor musun?

Çocuğunu tablet, bilgisayar başından kaldıramayan, bunun için pedagog, psikolog kapı kapı dolaşan genç ailelere şimdi alışılagelmiş düşüncelerin dışında, hatta tam tersi iki temel şeyden bahsetmek istiyorum.

İlki kabul. Sizin dış gözlem yapabilme sebebiyle savaştığınız şeyin onlar için “bir olma” halini tanımlayan iç gözlem boyutunda olmasını kabul etmekten bahsediyorum.

Ne demek istiyorum?

Şöyle düşünün; şu anda karşınızda duran herhangi bir objeyi dışınızda olduğu için detaylıca tanımlayabilirsiniz. Rengini, büyüklüğünü, şeklini. Bu dış gözlemdir. Oysaki böbreğiniz için bu durum böyle değildir. Hatta tanımlayamadığınız gibi orda olduğunu bile bilmezsiniz. Bu iç gözlemdir. Bir olma halidir. Farkında olunamayandır.

İşte bu çocuklar tabletle birler. Duygu boyutunda düşünün lütfen, eşya olarak değil. İçine doğdular. Bu onların dışında bir kavram değil. Farkında olamazlar. Yani anlatmaya çalıştığınız şeyi anlama ihtimalleri neredeyse yok. Daha da ileri gitmem gerekirse, bir ve bütün oldukları bir şeyden zarar görme ihtimalleri yok. Böbreğiniz var olduğu için size zarar vermez, hizmet eder.

Kabul etmemiz gereken şey tam olarak bu. Hissetmemiz gereken şey!

Anlamak rahatlatır. Önce biraz rahatlamak lazım. Panik hali çözümden uzak bir haldir.

Şimdi İkinci olarak bahsetmek istediğim konuya geçebiliriz. Bu konunun adı uyum. Anlatmak onun bilincine konuşmaktır. Oysa şimdi anlatacağım şey bilinci ile değil, bilinçaltıyla konuşmanızı sağlayacak. Etki her zaman bilinçaltında oluşur.

Bir hafta boyunca o bilgisayar ve benzeri aletlerle vakit geçirirken siz de yanına oturup herhangi bir şeyle ilgilenin. Telefon ya da tablet olabilir sizin de elinizde. Bunu yaparken de tamamen onun gibi oturun. Bedeniniz, duruş açınız ve bedensel hareketleriniz onunkiyle birebir aynı olsun. Konuşurken ses tonunuz, hatta nefes alışınız onun ses tonu ve nefes alış hızıyla aynı olsun. Bunu yapabildiğiniz andan itibaren siz elinizdekini bıraktığınızda onun da bıraktığını gözlemliyor olacaksınız.

Uyum demek, onun aynada kendisini görmesini sağlamak demektir. Size ve söylediklerinize karşı onda olan tüm dirençleri ortadan kaldırır. İlk denemelerde olmayabilir. Beden, ses ve nefes uyumunu tam yakaladığınızda, başardığınıza mutlulukla şahitlik ediyor olacaksınız.

Tüm canlılar önce onaylanmak ister. Onaylanmak temel bir ihtiyaç. Hepimizin öncelikli iletişimimiz önce kendimizle. Dirençler de kendinden uzaklaşma, kimlik kaybetme kaygısıyla oluşuyor. Uyum, bilinçaltına onaylanıyorum mesajını verir. Sonrasında değişim de gelişim de artık daha kolaylaşır.

Eklenme : 14.02.2019 01:39:54
Paylaş :
© 2014 RANAKAPLAN Koçluk Merkezi